USD (Alış - Satış) : 6,84 - 6,86 EURO (Alış - Satış) : 7,68 - 7,69

SAYIN BAHÇELİ, 13. KURULTAYDA PARTİMİZİN TEK ADAYIDIR

Siyasetin tansiyonu biraz düşüyor derken bu kez avukatlar yasasının değiştirilmesine ilişkin teklifi protesto eden baro başkanları, Türkiye'nin farklı illerinden Ankara'ya doğru yürüyüş başlattı ve yeni tartışma haftaya damgasını vurdu. Peki, hükümet ortağı MHP Baro yürüyüşüne ne diyor? Öte yandan Sn. Devlet Bahçeli’nin FETÖ sanığı Türköne için yaptığı çıkış ‘neden’ sorusunu sordurttu. Diğer yandan ise MHP yeni kurultay sürecini başlattı ve bazı çevrelerin ‘MHP lider değişikliğine gider mi’ sorusu kulislere yansıdı.

Siyaset / 29 Haziran 2020 Pazartesi 09:14
SAYIN BAHÇELİ, 13. KURULTAYDA  PARTİMİZİN TEK ADAYIDIR

 Peki, hükümet ortağı MHP Baro yürüyüşüne ne diyor? Öte yandan Sn. Devlet Bahçeli'nin FETÖ sanığı Türköne için yaptığı çıkış ‘neden' sorusunu sordurttu. Diğer yönden MHP yeni kurultay sürecini başlattı ve bazı çevrelerin ‘MHP lider değişikliğine gider mi' sorusu kulislere yansıdı.
MHP Genel Başkan Yardımcısı, İstanbul Milletvekili Semih Yalçın Pınar Işık Ardor'un sorularını yanıtladı.

Baroların kanunla değişikliğine bazı barolardan tepki geldi. “Çoklu baro” sistemine neden karşı barolar? Uzlaşı olabilir mi?

“ YAHU DİNLEYİN BAKALIM AMA PEŞİN HÜKÜMLÜLER”

Elbette uzlaşma olabilir. Ancak buna niyetinizin olması lazım. Amacınız üzüm yemekse, yersiniz. Amacınız diyalogsa diyalog kurar, istişare eder, görüşlerinizi muhatabınıza, karşı tarafa lisan-ı münasiple, meşru ve demokratik yollardan aktarırsınız. Nitekim iktidar partisinin temsilcileri de diğer siyasi partilerle bu konuda istişare edip görüşlerini alıyor. Burada öncelikle altı çizilmesi gereken husus, bazı baro başkanlarının daha yasa değişikliği taslağıyla ilgili ayrıntılar netleşmeden, konu henüz TBMM gündemine gelmeden kendiliklerinden sokağa inerek uygunsuz eylem başlatmalarıdır. Maalesef barolar öylesine siyasileştiler ki kendilerini siyasi partilerin girişimlerine cevap vermeye hazır alternatif politik oluşumlar olarak görüyorlar. Yahu hele bir anlayın, dinleyin bakalım. Değişiklik taslağında neler var, bir öğrenin. Barolar Birliği olarak bir heyet oluşturup iktidarınkiler başta olmak üzere siyasi parti temsilcileriyle görüşün, yasa değişikliği teklifinde neler var önce bir öğrenin, sonra da nelerden hangi gerekçelerle rahatsız olduğunuzu anlatın. Ama bunlar peşin hükümlü…

“ BAROLAR, MARKSİST İDEOLOJİLERİN ETKİSİNDEKİ KİMSELERİN KONTROLÜNDE”

Diyalog sorununun temelinde, baroların ideolojik yapılanmaları yatıyor. Bazı baroların; haklarını diyalog ve uzlaşmayla aramak yerine sokağa inmeleri, Marksist zihniyeti yansıtan militanlık heveslerinin eseri. Barolar, Marksist ideolojilerin etkisindeki kimselerin kontrolünde maalesef. Bunlar âdeta tekel oluşturmuşlar. Başka görüşlerdeki veya hiçbir siyasi görüşe angaje olmamış avukatlar barolarda temsil edilemiyor, seslerini duyuramıyor. Bu yüzden de barolar bütün avukatların birliğini ve haklarını savunmaktan uzak. Hâl böyle olunca da sosyalist baro başkanlarının ilk hamleleri; kapılandıkları ideolojik öğreti doğrultusunda sokağa inmek, şiddete ve kaosa başvurmak oluyor. Bu şiddet yanlısı avukatlara vekâlet verecek millet fertlerinin selameti, güvenliği açısından; baroların 12 Eylül 1980 öncesinden kalma köhne ideolojik zihniyetten ve bu fikir geri kalmışlığından arındırılması lazım.

“DEMOKRASİ İÇİN ÇOK SESLİLİK ŞART”

Baroların gerçek bir demokratik yapıya kavuşturulması için çok seslilik şart. Baroları sosyalist militanlık anlayışından kurtarmanın yolu, yeni yetişen avukatlarımıza demokratik alternatifler sunmaktır. Ayrıca çoklu baro demek, çok seslilik ve daha adil temsil demektir. Çoklu baro sistemi; baroları ideolojik yapılanmaların ve kavgacı, baskıcı ve kargaşa yanlısı Marksistlerin tekelinden ve tasallutundan kurtaracak, en geniş anlamda demokratik temsil imkânı sağlayacaktır. Bunların çoklu baro sistemine karşı olmalarının arkasında, ellerindeki tekelin kırılacağı, ideolojik oyuncaklarından birinin daha kırılacağı endişesi, telaşı yatıyor.

TBB Başkanı Metin Feyzioğlu bu yürüyüşün başında şu ifadeyi kullandı: Bu yürüyüş avukatların yargının sorunlarını çözmek için midir? Yoksa başka bir şey için midir?' Sn. Devlet Bahçeli'de aynı tarz da bir açıklama yaptı ve güdümlü kaos yürüyüşü' olduğunu öne sürdü. Açar mısınız bu cümleleri? 

“AVUKATLAR, HAKLARINI HUKUK YERİNE SOKAKTA ARARSA BİZ VEKÂLETİMİZİ KİME VERİP KİME GÜVENECEĞİZ”

Sokağın hukukunu bizim için gözlerini kırpmadan hayatlarını ortaya koyan kahraman asayiş ekipleri güvenlik birimleri sağlar. Hukukun sokağı olmaz, mercii muhatabı, yetkilisi sorumlusu ve güvencesi olur. Efendice kendilerini uyaran polisimize efelenen bazı avukatların taktıkları korona virüs maskesinin üzerinde, gözlerinden yansıyan ürkütücü şiddet eğilimine ve huşunete bütün kamuoyu şahit oldu. Avukat şiddet ve teröre meylederse vatandaş ne düşünür? Bizim haklarımızı mahkemelerde bunlar mı savunacak diye millet feveran etmez mi? Hakkımızı savunacak avukatlar, kendi haklarını hukuk yerine sokakta ararsa biz vekâletimizi kime verip kime güveneceğiz demez mi? Ebette der. Hukuk sistemini işletecek, hak arayacak olanlar sokağa inerse ötekiler neler yapmaz.

“AVUKATIN SİLAHI SOKAK EYLEMİ DEĞİL, HUKUKUN GÜCÜ VE YAPTIRIMIDIR”

Avukatın silahı sokak eylemi değil, hukukun gücü ve yaptırımıdır. Avukat kanun adamıdır ve vekâletini aldığı insanların hakkını yasa önünde ve mahkemeler nezdinde arar. Avukat; haklarını sokakta arayan değil, yasal hak ve kazanımları mahkemelerde savunarak güven ve huzur verendir. Oysa bazı baro başkanlarının şiddet öfke ve tahammülsüzlük dolu fiilleri, ürkütücü ve rahatsız edicidir.

Hukukta ve toplumda niyete değil, fiile ve delile göre karar verilir. Mahkeme de halk da niyet okumaz. İkisinin de vicdani kanaati niyete değil davranışa, belgeye ve eyleme göre oluşur.

Sokak kanunlarından medet umanlar mafya, soygun ve uyuşturucu çeteleri; DEAŞ; PKK, DHKP-C ve MLKP gibi Marksist terör örgütleridir.

Sokağa çıkmak bir hak değil midir?

Elbette demokratik haklar bağlamında sokakta hukukun dışına çıkmadan bir takım demokratik gösteriler yapılabilir, ancak bunlarınki pek öyle değil. Biz sokağın dilini ve sesini iyi bilen, sokak hareketlerinin tehditkâr ve baskıcı ideolojik mesajlarını çok iyi okuyan bir nesiliz. Biz, bu gibilerin gelmişini, geçmişini ve ideolojik saplantılarını iyi biliyoruz. Marksist örgütlerin; fikirlerini zorla şiddet eylemleriyle, terörle benimsetme yöntemlerini iyi biliriz. Biz bu filmi 12 Eylül öncesinden hatırlıyoruz.

Sn. Bahçeli'nin FETÖ sanığı MümtazerTürköne için yaptığı açıklama beklenmiyordu. ‘Osman Kavala'nın, Altan kardeşlerin, Nazlı Ilıcak'ın masum gösterilmeye çalışıldığı bir yerde şehit ağabeyi Mümtaz'erTürköne'nin davası tekraren ve titizlikle değerlendirilmelidir' dedi. Sadece şehit ağabeyi olması mı burada mevzu? 

“ŞEHİTLERİMİZİN YAKINLARI İÇİN MÜSAMAHA PAYIMIZ, MERHAMET BORCUMUZ VAR”

Sayın Genel Başkanımızın bu açıklamasının, ön yargılardan uzak, soğukkanlı ve çok yönlü değerlendirilmesi gerekir. Söz konusu açıklama, Sayın Bahçeli'nin zengin insani ve vicdani yaklaşımının ve koruyucu liderliğinin örneklerinden bir kesittir. Meselenin bir de Ülkücü şehitler boyutu vardır. Hareketimizin bu günlere gelişinde ve Türk-İslam ülküsünün millet vicdanına nakşedilip “milliyetçilik anlayışının süreklilik arz etmesinde Ülkücü şehitlerimizin büyük payı vardır. Onlar mücadelemizin ebedi kılavuzları, hilale düşen çoban yıldızlarıdır. Onların yeni Ülkücü nesillere bıraktığı miras, sadece davamıza bağlılık ve mücadele aşkından, yeminini tutmaktan ve nihai Kızılelma hedefine mutlaka ulaşma yoluna baş koyma imanından ibaret değildir. Şehitlerimizin aileleri, yakınları ve sevdikleri de daima dikkate almamız gereken vicdanı sorumluluklarımız dairesindedir. Ne durumda Olurlarsa olsunlar şehitlerimizin yakınları için müsamaha payımız, merhamet borcumuz vardır.

“TÜRKÖNE'NİN PARTİMİZİ HEDEF ALAN HÜCUMLARIYLA MÜCADELE EDEN BİRİYİM.”

Mesela Mümtaz'er Türköne'nin geçmişte Ülkücü Hareket'i ve partimizi hedef alan hücumlarını, aleyhimizdeki beyanlarını yakından takip eden ve bunlarla bizzat mücadele eden biriyim. Ancak onun geçmişini ve şehidimizin kardeşi olmasını da yok sayamam. Diğer taraftan Kandil kaçkını Selahattin Demirtaş'a övgüler dizilip bir demokrasi ve mağduriyet sembolü hâline getirildiği, uğruna tahliye kampanyalarının yürütüldüğü, PKK'lı teröristlerin cenazelerinde boy gösterdiği milletvekillerinin demokrasi zırhına büründürüldüğü, teröre yardım ve yataklık eden, ihanet şebekesi gibi devlet sırlarını küresel aktörlere satan gazeteci taslaklarını aklanmaya çalışıldığı, terörün kaynağı olan parti ve teşekküllerle siyasi ittifakların kurulduğu, sokaklarda terör estirmeye hevesli

“SN. GENEL BAŞKANIMIZIN TÜRKÖNE ÇIKIŞI FEVKALADE İNSANİ VE KUCAKLAYICIDIR.”

Marksist baro temsilcilerine destek ziyaretlerinin sergilendiği bir dönemde, Sayın Genel Başkanımızın çıkışı fevkalade insani, ibretamiz ve kucaklayıcıdır.
Yüksek bir ahlak ve merhametin, aynı zamanda kılı kırk yaran bir titizliğin göstergesidir. Dikkat ederseniz, Türköne hakkındaki cümleleri büyük bir ihtiyat ve incelikle seçilmiştir. Sayın Genel Başkanımızın, geçmişte PKK'nın siyasi kanadının Meclisteki temsilcilerine bile insanlık elini demokratça uzattığı ve onları toplumsal kuşatıcılığın, birlik ve beraberlik hukukunun vicdanları rahatlatan iklimine davet ettiği kamuoyunun malumudur. Hatta söz konusu temsilcilerden birinin hastalığında; kendisine evrensel hukukun ve Türk töresinin gereği olarak rıfkile merhametle muamele edilmesi çağrısında bulunduğu hatırlardadır. Bu elbette onlara destek ve onları meşrulaştırma anlamına gelmemektedir.

“TÜRKÖNE İÇİN FAZLASI İSTENMİYOR HAKKANİYET HATIRLATILIYOR”

Bize göre ne FETÖ ile iltisağı bulunanların kanundan kaçmalarına izin verilmeli, ne de onların hak ettiklerinden fazlasıyla cezalandırılmaları istenmelidir. Hukuk terazisi kuyumcu titizliğiyle tartmalıdır. Sayın Genel Başkanımız tarafından Türköne için de fazlası istenmemekte, sadece adalet ve hakkaniyet hatırlatması yapılarak, yargı mercilerinin bunu dikkate almasının önemi üzerinde durulmaktadır. Zaten bu gibi konular siyasi partilerin görevidir, adlarına faaliyet gösterdikleri milyonların onlara tevdi ettiği bir demokratik sorumluluktur.

Biz suçla suçlularla, terörle mücadelede en tavizsiz parti olarak biliniriz. Öyledir de... Ancak insanı insan yapan değerleri, insanlığımızı ikinci plana asla atmadık, atmayız. Düşman bayrağını çiğnemeyen, esire işkence etmeyen, egemenliği altındaki topluluklara her türlü hürriyetti veren bir milletin evlatlarıyız. Hukuk ve demokrasinin kurum ve kurallarının, toplumsal vicdanın gereklerinin dışına çıkılmadan suçların kişiselliği dikkate alınarak sergilenecek insani yaklaşımları asla göz ardı etmeyiz.

Partinizin kurultay süreci başladı. Sn. Bahçeli'nin yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle koltuğunu bırakabileceği  iddialarını dillendirenler var. Ne dersiniz?

“SN.GENEL BAŞKANIMIZ HİÇ OLMADIĞI KADAR ZİNDE VE SAĞLIKLI”

Bu iddiaları dillendirenlerin bir kısmı kendinde genel başkanlık yetisi vehmedenler, bir kısmı partimizi içeriden karıştırmayı uman zavallılar, bir kısmı Sayın Devlet Bahçeli'nin hep haklı çıkmasından bıkıp usanan yılgınlar, bir kısmı da onsuz politikanın daha kolay olacağını düşünen siyasi rakipleridir. Bunların cümlesine kötü bir haberimiz var. Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli korona virüs salgını öncesinde yaşadığı hastalığı atlattıktan sonra kısa sürede eski sıhhatine kavuştu. Şimdi hiç olmadığı kadar zinde ve sağlıklı… Hiç olmadığı kadar hazırlıklı ve kararlı… MHP teşkilatları ve Ülkücü camia onun arkasında sımsıkı kenetlenmiş durumda…

“ŞOM AĞIZLAR AÇILMAYA VE MAKSATLI ÇEVRELER HEMEN ENTRİKALAR ÇEVİRMEYE BAŞLADI.”

Geçenlerde olağan kurultay takvimini ilan ederken twitter'dan yayımladığımız mesajlarda, aslında bir bakıma bu kararlılığın şifrelerini verdik. Fakat biz kurultay sürecinin başladığını duyurduktan sonra bazı şom ağızlar açılmaya ve maksatlı çevreler hemen entrikalar çevirmeye başladı. Bu her kurultay öncesinde böyle olur. MHP gözde, etkin ve dominant bir siyasi parti olduğu için siyasetteki özgül ağırlığı daima çekici olmuştur. Bundan yararlanmak isteyen bazı kifayetsiz muhterisler; boylarından büyük işlere soyunmuş, çaplarını fersah fersah aşan hedeflere yürümeye kalkışmıştır.

“MHP'DE LİDERLİK OLGUSUNUN KENDİNE ÖZGÜ DİNAMİKLERİ VE ŞARTLARI VARDIR”

MHP'de liderlik olgusunun kendine özgü dinamikleri ve şartları vardır. Dışarıdan müdahalelerle bu olguya nüfuz edilemez. Başbuğ Alparslan Türkeş'in ebediyete göçmesinden sonra gerçekleşen MHP kurultaylarında bu bağlamda demokratik liderlik yarışları sergilenmiştir. Hepsinde de Ülkücü iradenin kefesi, ezici bir ağırlıkla Devlet Bahçeli'den yana tartmıştır. Bu gerçek, bugün de değişmemiştir.

“DEVLET BAHÇELİ, 13. KURULTAYDA PARTİMİZİN VE CAMİAMIZIN TEK ADAYIDIR”

Devlet Bahçeli, 13. Kurultayda partimizin ve camiamızın tek adayıdır. Bunun dışında hariçten kendilerine aday süsü vermeye çalışacaklar çıkabilir. Ancak bunların Ülkücü iradeyi etkilemeleri ve teşkilatlarımızın gerçekleştireceği kongrelere nüfuz etmeleri mümkün değildir. Güçlü ve caydırıcı Ülkücü irade, hiçbir maceraya ve hiçbir maceraperestin rol çalma çabasına izin vermeyecektir.

Cumhur ittifakı tüm gücüyle devam ediyor mu? Bu ittifakın büyümesini bekler misiniz?

“CUMHUR İTTİFAKI SOSYAL HEDEFLERİ DE BARINDIRAN ÇOK YÖNLÜ BİR PROJE”

Cumhur İttifakı, sadece seçimlerde belirli bir başarıyı yakalayıp parlamento aritmetiğini belirlemek üzere kurulmadı. Onu iki siyasi partinin bir araya gelip birliktelik oluşturmasından ibaret görmeyin. İttifak; çok amaçlı ve uzun vadeli siyasi hedefleri barındırıyor. Türkiye'nin dış politikada güçlü duruşunun hayati önemi, 2023 ve sonrasındaki, hatta bütün 21.yüzyılı ihata eden lider ülke hedefleri, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin kâmilen yerleşmesi, iç ve dış tehditler karşısında Türk toplumunun birlik ve bütünlük ihtiyacı, Cumhur İttifakını daha değerli ve gerekli kılıyor. Yani Cumhur İttifakı, aynı zamanda içinde kültürel ve sosyal hedefleri barındıran çok yönlü bir proje… Sadece Ak Parti ve MHP için siyasi bir anlam ifade etmiyor, bunun yanında toplumsal hayatın ve devlet hayatının bütününü kapsıyor.

“YÜZYILI KUŞATACAK BİR SİYASİ ORTAKLIK”

Cumhur İttifakı, sadece seçimlere ve seçmenlere odaklanmakla kalmayacak Türkiye'nin önündeki yüz yılı kuşatacak bir siyaset otaklığıdır.
Türkiye'nin büyük hedeflerine ulaşmasının yolu, bu hedeflerin feraset ve başarıyla ortaya konması kadar bunları hayata geçirecek güçlü bir iradenin varlığından ve hepsinden de önemlisi siyasi istikrarın devamından geçiyor. Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan bu yana nice büyük hedeflere odaklandı ama bunların çoğu siyasi istikrarsızlık ve bölünmeler yüzünden hayata geçirilemedi, başarılamadı. İçeriden ve dışarıdan Türkiye'nin önünü kesmeye dönük hain çabalar bertaraf edilmedikçe, istikrar sağlanamadıkça Türkiye yol alamadı. Ne zaman istikrarlı hükümetler ve güçlü birliktelikler oluştuysa o zaman Türkiye hızlı adımlar atmaya başladı.

“CUMHUR İTTİFAKI BÜYÜYEREK DEVAM EDECEK”

İşte Cumhur İttifakı böylesine etkili bir fonksiyon icra etti. Görüldü ki MHP devrede olunca bütün kirli hesaplar bozuldu, bütün umutsuzluklar son buldu. MHP'nin yapıcı ve sorumlu siyaset anlayışıyla Türkiye rahatladı, muarızlarımız hayal kırıklığına uğradı, düşmanlarımız da yıkıldı.
MHP olarak Türkiye'nin 21. yüzyıldaki yüksek hedeflerine ulaşma çabalarının heba olmaması için Cumhur İttifakını sürdürmekte kararlı duracağız. Zamanla başkaları da bizim haklılığımızı teslim edecek ve ittifak büyüyerek yoluna devam edecek. Ayrıca unutmayalım ki bu ittifakı asıl güçlü kılan, arkasındaki millî irade ve millî mutabakat arzusudur. Millet, Cumhur İttifakına desteğini her geçen gün daha da arttıracaktır.

Sn. Doğu Perinçek Sn. Bahçeli için “Uyarıyorum.” kelimesini kullandı ve siz çok sert bir cevap verdiniz. Niçin bu kadar tepki verdiniz?

“PERİNÇEK'İN SN.BAHÇELİ'Yİ UYARMASI HADSİZLİĞİN DANİSKASI”

Siyaset bir demokrasi oyunudur ve yasaldır, meşrudur. Ölçülerine ve kurallarına riayet edildiği sürece güzeldir ve cumhur indinde de makbuldür. Ancak bu oyunun, dinamikleri, şartları ve gerekleri de vardır. Kimi siyasi partiler siyasette etkin rol alır, kimileri de milletin desteğini alamadığı için tabela partisinden öteye geçemeyerek, duvarlarda asılı, ucuz sloganlarda gömülü kalır.
Sayın Devlet Bahçeli, herkesin hakkını teslim ettiği gibi, güçlü ve dominant bir siyasi aktör ve etkini bir liderdir. Kendisinin çok yönlü liderlik hususiyetleri hakkında yazılmış sayısız kitap vardır. Sayın Devlet Bahçeli, arkasındaki büyük camianın ve milyonların hakkını verdiği, bulunduğu mevkii büsbütün doldurduğu ve yüksek liyakat sahibi olduğu için bu kadar itibar görmektedir. Kendisine bilge lider unvanı laf olsun diye verilmemiştir. Doğu Perinçek ise kerameti küçük bir çıkar grubunun cilalı sloganlarından menkul, ilişkileri karanlık, küçük bir baştır. Bu sebeple Perinçek'in Sayın Devlet Bahçeli'yi uyarması hadsizliğin daniskası. Kendisine bunu daha önce de defalarca ihsas ettirmemize, çapını ve yerini bilmesi için uyarmamıza rağmen, hadsizlik ve edepsizliklerini sürdürdü. Siyasette bazen laftan anlamayanlara anladığı dilden konuşma zarureti doğuyor. Biz de seçmen yüzdesinde binde birlik bile ederi olmayan Perinçek'e anladığı dilden konuşmak zorunda kaldık. Bu, siyasetin tabiatında var.

Siyasi partiler ve seçim yasalarında yapılacak bir dizi değişiklik de merakla bekleniyor. Seçim barajı değişecek mi? Vekil transferlerinin önüne geçilecek mi? Nasıl bir değişiklik göreceğiz?

“AHLAK DIŞI MİLLETVEKİLİ TRANSFERLERİNİN ÖNLENMESİ LAZIM”

Seçim Yasası, Siyasi Partiler Yasası gibi yasalarda yapılacak değişikliklerin seçimlerden en az bir yıl önce Meclis'te kabul edilmesi gerektiği düşünüldüğünde denilebilir ki daha zamanımız var. Üzerinde iyi çalışılıp Türkiye'ye uzun yıllar yetecek, ihtiyaçları karşılayacak yasaların çıkarılması lazım. Zaten Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin yerleşmesi açısından da bu konu, gerekli uyum düzenlemelerinin başında geliyor.
Şu sıralar, seçim sistemleriyle seçim barajı üzerinde çalışmalar sürüyor. Henüz netleşmiş bir metin yok elimizde.
Bizce en önemli husus şu: Ahlak dışı milletvekili transferlerinin ve çıkarcı milletvekili trafiğinin önlenmesi lazım… Bu konuda yabancı ülkelerdeki uygulamalara da bakılıyor. Mesela İP örneğinde yaşanan vekil transferi, milletvekilliğinin şeref ve haysiyetiyle de halka verilen sözlerle de bağdaşmıyor. Biz bunu milletvekilli kurumu adına 'onur kırıcı', millet adına da “aldatıcı” buluyoruz. Ayrıca transfer olgusunun yarattığı dalgalanma, siyasi istikrara ve yeni yönetim modeli olan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin işlerliğine zarar veriyor.

24 Aralık 1995 seçimleri öncesinde DYP, ANAP, CHP, DSP, RP ve MHP'nin İzmir'de kayıtlı olan üyeleri arasında yapılan bir ankete göre, parti üyeleri milletvekili transferlerini çoğunlukla kişisel çıkara bağlamaktadır. Bir başka neden de siyasal yükselme şansı olarak görülmektedir. Bu rakamlar, milletvekillerinin transferlerinin hiç de ahlaki olmadığını ortaya koymuştur.

“VEKİL TRANSFERİ HALK İRADESİNE SAYGISIZLIK”

Ayrıca milletvekilinin kendisine oy veren ve Mecliste kendisini temsilen yapacağı çalışmalara umut bağlayan seçmenleri bırakıp başka partilere yelken açması halkın iradesine saygısızlıktır. Halk milletvekiline canının istediği partiye gitsin, istediği oluşumda vekillik yapsın diye oy vermemiştir. Bu yüzden ahlak dışı transferler önlenmelidir. Çünkü vekillik seçmene rağmen elde edilmiş bir hak değil, doğrudan halk tarafından tevdi edilmiş bir görevdir. Bu görev hiçbir gerekçeyle istismar edilemez. Liderle veya parti politikalarıyla uyuşamamak da bahane olmamalıdır. Partilerin ve liderlerin siyasi programı seçimler öncesinde zaten netleşmektedir. Milletvekilleri bunu bilerek listeye dâhil olmuşlar, bir bakıma bu politik programı onaylamışlar hata bir bakıma birlikte hareket sözü vermiş olmaktadır. Aday listesine girmek, bir nevi seçmene ve partiye söz vermektir. Seçimlerde bir başka partinin listesinden Meclise girenlerin seçilir seçilmez başka bir partinin çatısı altına girmesi de önlenmelidir. İttifaklar da meşru ve resmî sözleşme şeklinde olmalı, hülle, hileişeriye gibi yöntemler tarihe karışmalıdır.

Çeşitli anketler yayınlanıyor. Siz takip ediyor musunuz? Ve siz kamuoyu araştırması yapıyor musunuz? 

“ALGI YÖNETİMİ KONUSUNDA EN ÇOK ŞİKÂYETÇİ PARTİ DE BİZİZ”

Kamuoyuna sunulan birçok anketi herkes gibi ben de takip ediyorum. Hatta bazılarını MHP ile ilişkilendirildiği için daha yakından izliyor, mercek altına alıyorum. Ne var ki bizde anketler, kamuoyu araştırmaları çoğunlukla gerçeği yansıtmaktan toplumun genel eğilimini belirlemekten uzak. İsabetli sonuçlara ulaşıldığı pek nadir…
Anket şirketlerinin önemli bir kısmının arkasında siyasi partiler ve ideolojik yapılar var. Bazıları sermayedarların veya bazı toplum mühendisliği peşindeki çevrelerin oyuncağı… Bunlar manipülatif ve gerçekliği şüpheli sonuçlar yayımlayarak algı oluşturma peşindeler. Algı yönetimi konusunda en çok şikâyetçi parti de biziz. Kamuoyu araştırma şirketlerinin çoğu hemen her seçim öncesi ve sonrasında MHP'yi barajın atında gösteriyor ama seçilerde MHP hepsini ters köşeye yatırıyor. Biz bu yüzden anket şirketlerine fazla güvenmiyor ve ciddiye almıyoruz.
Bizim için halkla ve MHP seçmeniyle birebir temas daha gerçekçi ve akılcı. Halkla doğrudan ilişki, bize daha somut sonuçlar veriyor.

Gelecek ve DEVA partilerinin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Kimden oy geçişi olabilir? Cumhur ittifakından mı Millet ittifakından mı?

“KÜSKÜN SEÇMENLERİN TUZAKLARINA DÜŞMESİNİ BEKLİYORLAR.”

Bunlar naylon parti… En küçük darbede delinebilecek, örselenecek yapıdalar… Seyircisi olmayan bir futbol takımı gibiler. Bunlar tabansız… Seçmen kitleleri yok… Üstelik çaplarına bakmadan kemikleşmiş siyasi parti oylarına talipler… Aslında bunlar, daldan bir elma düşmesini bekleyen sürüngenler, ağına bir böceğin takılmasını bekleyen örümcekler, savanda bir canlının kendi kaderiyle ölmesini veya parçalanmasını bekleyen akbabalar, aslanın yemlerinden artanla yetinmek zorunda kalan sahra tilkileri gibiler. Bıkkın ve küskün seçmenlerin tuzaklarına düşmesini bekliyorlar. Oysa yıllardır oy verdiği partiye bir şekilde tepkili olan Türk seçmeni bile öylesine bilinçli ki bunları ancak mizah malzemesi yapar.

Bunların politikada geleceği de yok, dertlerinin devası da…


“CHP, YENİ PARTİLERİ AVLAMA PEŞİNDE”

Tabii bunlara tuzak kurup kendi ağlarına düşürmeye çalışan büyük avcılar da var… Mesela CHP, siyaset meydanında kurduğu kapanlarına milletvekili transferi gibi yemler koyarak bunları avlama peşinde… Daha önce İP'lileri sazan gibi oltaya getirdiler ya…

Kanaatimce iki partinin de hiçbir şansları yok. Vatandaş ne umacak da bunların arkasından gidecek?


Teşbihte hata olmaz. Yaz gelecek, yonca bitecek de bunlar yiyecek öyle mi? Ayrıca artık siyasette de iklim değişikliği var. Politikanın yeni dinamiklerine göre bunların halk nezdinde itibar kazanma şansları yok. Yapacakları en iyi iş, bir an evvel Cumhur İttifakına iltica ve iltihak etmek olur. Uzun vadede zaten şimdinin kimi muhalifleri de yelkenleri indirip bizim limanlarımıza yanaşacak. Cumhur İttifakı giderek daha büyüyecek ve bütün siyaset limanlarına hâkim ve kalıcı olacak.



Feedback
Bu sayfa veya içerik ile ilgili bir sorun olduğunu mu düşünüyorsun?
Lütfen bir kaç saniyeni ayır ve aşağıdaki form ile bize bildir
Mail Adresiniz:
Resim Doğrulama Kodu Kodu Yenile
HABERDAR OLMAK İÇİN MAİL BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright BeyazGazete.Com ' Tüm Hakları Saklıdır. Web sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir. Kaynakları beraberinde belirtilmiştir. Haberleri kopyalamayınız. Norm Yazılım
Ajanslar
yukarı