Eski HSYK 1. Daire Başkanı Okur Hakim Karşısında

Darbe girişiminin ardından tutuklanan ve 'örgüt yöneticiliği'yle suçlanan eski HSYK 1. Daire Başkanı İbrahim Okur, ikinci kez hakim karşısına çıktı Okur: 'Her zaman yanlışa yanlış dedim. O zamanki adıyla cemaatin yasa dışı bir faaliyetine henüz şahit olmadığım için iş ilişkisi için bu kişilerle görüştüm. Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk gibi davalarda sık sık yanlışları dile getirdim' 'MİT krizinin ardından daha ağır tepki vererek cemaat mensuplarına, 'Hocanız kimin kucağında oturuyor' dedim. Bu tepkim köşe yazılarına bile yansıdı. Aklıma yatmayan, yasa ve ilke kararlarına aykırı olan hiçbir karara imza atmadım'

Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminin ardından tutuklanan ve "örgüt yöneticiliği"yle suçlanan eski Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 1. Daire Başkanı İbrahim Okur, ikinci kez hakim karşısına çıktı.

Darbe girişimi sonrası meslekten ihraç edilen ve tutuklanan Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) üyelerinin yargılanmasına devam edildi.

İlk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 9. Ceza Dairesince Yargıtay ek binadaki salonda görülen duruşmaya Silivri Cezaevi'nde tutuklu bulunan Okur, avukatları ve yakınları katıldı.

Okur, ilk duruşmada başladığı savunmasına devam etti.

HSYK'de 17-25 Aralık sürecinin ardından cemaat mensubu hakim ve savcıların belirlendiğini, bundan önce böyle bir çalışma yapılmadığını belirten Okur, 2014 yaz kararnamesi ile bu yapı mensuplarının görevden alınmasını sağladıklarını anlattı.

Kararname çalışmalarına bizzat katıldığını, yasa, yönetmelik ve ilke kararlarına aykırı oy kullanmadığını savunan Okur, "Kimseyi cemaat mensubu diye bir yere atamasını yaptırmadım." dedi.

HSYK'de görev yaptığı dönemde atanan unvanlı hakim ve savcıların ortalama yüzde 26'sına FETÖ'den işlem yapıldığını söyleyen Okur, buna rağmen yargıdaki önemli yerlerin tümüne cemaat mensuplarının gelmesini sağladığının iddia edildiğini belirtti.

Okur, Adalet Bakanlığında son 7 Personel Genel Müdürü arasında cemaat mensuplarının bakanlığa en az gelebildikleri dönemin kendi genel müdürlüğü dönemi olduğunu savundu.

Adalet Bakanlığında Personel Genel Müdürü olarak görev yaptığı dönemde bakanlığa alınan tetkik hakimlerinden sadece 11'i hakkında FETÖ'den işlem yapıldığını, bu rakamın da hakkında işlem yapılan toplam tetkik hakimi sayısının yaklaşık yüzde 3'üne denk geldiğini anlattı.

-17-25 Aralık süreci

17-25 Aralık sürecinde yaşananları anlatan Okur, 17 Aralık 2013 günü saat 08.00'de dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in, kendisini arayarak İstanbul'da bir soruşturma başlatıldığını söyleyip, bilgi almasını istediğini aktardı.

Bunun üzerine aradığı eski İstanbul Başsavcı Vekili Fikret Seçen'in bilgi alıp 20 dakika sonra kendisine döndüğünü ifade eden Okur, Zekeriya Öz'ün 3 ayrı soruşturma yürüttüğünü öğrendiğini, bilgileri Bakan Ergin'e aktardığını anlattı.

Ertesi gün HSYK'de cemaat mensubu üyelerin odasına gelerek "soruşturmanın önemli olduğunu, İstanbul Başsavcısı Turan Çolakkadı'nın bunda yetersiz kalacağını, görevden alınarak yerine Fikret Seçen'in getirilmesi gerektiğini" söylediklerini aktaran Okur, "Böyle bir şey söz konusu olamaz, bunu gündeme bile almam." karşılığını verdiğini savundu.

İbrahim Okur, aynı gün, o dönem Başbakan olarak görev yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, "soruşturmada hukuk dışına çıkılmaması" talebi doğrultusunda İstanbul Başsavcısı Turan Çolakkadı'yı aradığını ve Zekeriya Öz'ün hukuk dışı bir işlem yapmasını engellemesini istediğini söyledi.

Okur, bu sırada, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığınca, Adli Kolluk Yönetmeliği'nde yapılan değişiklikle Emniyet ve Jandarma kolluk amirlerine adli olayları mülki idare amirine bildirme zorunluluğu getirildiğini hatırlattı. Bunun Anayasa'ya aykırı olduğunu düşündüğünü, konuyu eski HSYK Başkanvekili Ahmet Hamsici'ye ilettiğini anlatan Okur, "bildiri" olarak nitelendirilen HSYK açıklamasıyla ilgili de ayrıntıları aktardı.

Hamsici'nin eski HSYK Genel Sekreteri Muzaffer Bayram'dan konuyla ilgili açıklama hazırlamasını, metni kendileriyle birlikte Bakan Ergin'e göndermesini istediğini belirten Okur, buna karşın metnin Bakan Ergin'e gönderilmediğini kaydetti.

Adalet Bakanı Ergin'in o dönemde Hatay'da bulunduğunu, metni bakana gönderdiğini anlatan Okur, Ergin'in bu haliyle açıklamanın yapılmamasını söylediğini kaydetti.

Okur, metin üzerinde yapılan değişikliklerin ardından oy çokluğuyla düzenlemenin Anayasa'ya aykırı olduğu şeklinde bir açıklama yapıldığını ifade etti.

- Muammer Akkaş'ın görevden alınması

Okur, 25 Aralık dosyasının Muammer Akkaş'tan alınmasını önerdiğini, bir HSYK üyesini İstanbul'a gönderdiklerini, o gün soruşturmanın Akkaş'tan alındığını anlattı. Bunun üzerine Akkaş'ın adliye önünde açıklama yaptığını belirten Okur, buna karşı Turan Çolakkadı'ya açıklama yapmasını söylediğini, ne demesi gerektiğini bile ilettiğini öne sürdü.

HSYK'nin yaptığı açıklama ile bu sürecin aynı günlere rastlaması nedeniyle eleştirildiklerini söyleyen Okur, Kurulun açıklamasının 4-5 günlük bir hazırlığın ardından yapıldığını, hukuksuzluk yapan savcılara destek olarak kabul edilemeyeceğini savundu.

Muammer Akkaş'ın, buna karşılık yapılan Turan Çolakkadı'nın açıklamaları ile Kurulun metnini okuyan Okur, "Bu açıklamamızın Akkaş'ın açıklamasıyla ne ilgisi var. Destek cümlesi bile söz konusu değil. Turan Bey'den gizli 2 yıl boyunca bu soruşturmayı yürütmüşler, o da bizimle birlikte basından öğrendi. Muammer Akkaş bu nedenle alındı. HSYK, yetkisine giren bir konuda açıklama yapmıştır. Yayınlanan bir bildiri değil, açıklamadır." diye konuştu.

Sanık İbrahim Okur, o zamanki adıyla cemaatin yanlış yaptığını MİT kriziyle anladığını, MİT krizinin yaşandığı 2012 Şubat ayından sonraki süreçte de her zaman cemaate karşı tavrını gösterdiğini, yanlışları her koşulda dile getirdiğini savundu.

Ergenekon, Balyoz, Devrimci Karargah, Oda TV gibi soruşturmaları yürüten savcılar ve yargılamayı yapan hakimlerle ilgili gelen şikayetler, Ahmet Şık ve Nedim Şener'in tutuklanma süreçleri gibi konularda yapılan yanlışları dile getirdiğini öne süren Okur, Mahkeme Başkanını değiştirdiklerini, bunun ardından Şık ve Şener'in tahliye edildiğini kaydetti.

-Hüseyin Kurtoğlu davası

İbrahim Okur, dönemin İstanbul İl Jandarma Alay Komutanı Kurmay Albay Hüseyin Kurtoğlu'na açılan davayla ilgili yaptığı girişimler hakkında da bilgi verdi.

Kurtoğlu ile görevi sırasında birlikte çalıştığı 5 personelin mahkum edildiğini, böylece Kurtoğlu'nun terfisinin engellendiğini söyleyen Okur, karar Yargıtayda onandıktan sonra Hüseyin Kurtoğlu'nun dosyayı kendisine getirdiğini, dosyayı incelediğinde çok vahim hatalar yapıldığını gördüğünü ifade etti.

Yargıtay 14. Ceza Dairesi kararının düzeltilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ile görüştüğünü belirten Okur, Başsavcılığın karar düzeltme istemi üzerine dosyanın yeniden görüşüleceği 14. Ceza Dairesi Başkanı ile de görüştüğünü ve yeni heyet kurmasını istediğini belirtti. Farklı heyetle toplanan Yargıtay 14. Ceza Dairesi'nin, bu kez kararı bozduğunu hatırlatan Okur, "Hüseyin Kurtoğlu davasının bozulmasını sağlayan benim. 2013 Askeri Şurası'ndan önce Kurtoğlu hakkında beraat çıkmasını sağlayan benim." dedi.

17-25 Aralık soruşturmalarını basından öğrendiğini söyleyen Okur, "Yapılanların hükümeti hedef aldığını, soruşturmalardaki arama, el koyma kararlarının usulsüzlüklerini görünce kumpas olduğunu anladım. Tedbirler alınmasını sağladım. Yargı ve emniyetteki cemaat mensuplarının eş zamanlı harekete geçtiğini anladım. Soruşturmanın Akkaş'tan alınmasını sağladım, Zekeriya Öz'ün tek imzasıyla emniyetin işlem yapmamasını söyledim. Bunları, demokrasiye inandığım, yargı eliyle hükümete kumpas kurulmasına karşı olduğum için yaptım." ifadelerini kullandı.

- Gül'ün talebini Haşim Kılıç iletti

İbrahim Okur, süreçte hükümetin HSYK'nin yapısıyla ilgili bir kanun teklifi hazırladığını, bu sırada dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın kendisini çağırdığını anlattı.

Kanun değişikliği yerine idari bir düzenlemenin gündeme geldiğini belirten Okur, "Haşim Kılıç bana Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün 'HSYK Kanunu'nun bu şekilde çıkmasını istemediğini, HSYK'de bir idari tedbir alınıp alınamayacağını' sorduğunu iletti." dedi.

Bunun üzerine, cemaat mensubu üyelerin dairelerdeki dağılımını değiştirmek istediklerini ancak üyelerin kendi istekleriyle gitmeyi kabul etmediğini dile getiren Okur, şöyle konuştu:

"Kurula yüksek yargıdan gelen üyelere konuyu açtık. Genel Kurul kararıyla üyelerin yerlerinin değiştirilmesinde anlaştık. Sayımız yetiyordu. Haşim Kılıç'ı arayıp çoğunluğu sağladığımızı anlattık. Bunun ardından Gül gazetecilere, 'Kimse endişe etmesin yakında güzel şeyler olacak' açıklamasını yaptı. HSYK'yi topladık. Cemaatçi üyelerin daireleri değişti. Bizim dairede sadece Teoman Gökçe kaldı. Bir gün sonra 17/25'i yürüten, MİT tırlarını durduran savcıların görev yerlerini benim teklifimle değiştirdik. Bakanlık da kanunu geri çekti. Bu adım atılmasaydı bu savcıların görevden alınması söz konusu olamayacaktı. Zekeriya Öz'ü de iki hafta sonra Bolu'ya düz savcı olarak atadık. Ergenekon hakimlerini farklı yerlere tayin ettik."

Üyelerin görev yerlerinin değişmesinin ardından HSYK'de görev yapan genel sekreter, yardımcıları ile teftiş kurulundaki cemaatçilerin ilk Genel Kurulda uzaklaştırılmasına karar verdiklerini belirten Okur, ancak Hamsici, Ömer Köroğlu ve Nesibe Özer'in toplantıya katılmadığını, bu nedenle çoğunluk sağlanamadığı için toplantının yapılamadığını kaydetti.

İkinci toplantıya çağırdığı Hamcisi'nin yine katılmaması üzerine bu kişileri Kuruldan uzaklaştırmak için yaptıkları girişimin yarıda kaldığını anlatan Okur, "Toplantıyı yapamadık, Bakan Bey de kanun taslağını TBMM'ye sevk etti. Kısa bir süre sonra kanun çıktı ve üyeler dışında bütün Kurul çalışanlarının görevine son verildi. Ardından da bu adamların ne zaman ne yapacakları belli olmadığı için 2014 yılı içinde 4 kararname çıkardık, yapı mensubu birçok kişiyi görevden aldık." dedi.

2014 HSYK üyelik seçiminde ne cemaat listesinden ne de cemaate karşı kurulan Yargıda Birlik Platformunun listesinden aday olduğunu, tek başına bu yarışa girdiğini söyleyen Okur, aldığı oy sayısının da bunu kanıtladığını belirtti.

Bu seçimde aday olması nedeniyle linç ve terörist ilan edildiğini öne süren Okur, şu savunmaları yaptı:

"İnsanları damgalamak bu kadar kolay mı? Cemaatçi değilim, asla kabul etmiyorum. Mensuplarla bir araya geldim ama sohbet toplantısı değildi. Bunların en güçlü olduğu dönemde bile aralarında her zaman cemaatçi olmadığımı söyledim. Her zaman yanlışa yanlış dedim. O zamanki adıyla cemaatin yasa dışı bir faaliyetine henüz şahit olmadığım için iş ilişkisi için bu kişilerle görüştüm. Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk gibi davalarda sık sık yanlışları dile getirdim. MİT krizinin ardından daha ağır tepki vererek cemaat mensuplarına, 'Hocanız kimin kucağında oturuyor' dedim. Bu tepkim köşe yazılarına bile yansıdı. Aklıma yatmayan, yasa ve ilke kararlarına aykırı olan hiçbir karara imza atmadım."

İbrahim Okur, tutuklu bulunduğu süre göz önüne alınarak tahliyesine karar verilmesini talep etti.

Verilen aranın ardından mahkeme heyeti, sanık İbrahim Okur'un tahliye talebini reddederek tutukluluk halinin devamına karar verdi.

Eski HSYK Başkanvekili Ahmet Hamsici, eski Adalet Bakanlığı Müsteşarı Birol Erdem, eski HSYK üyeleri Mustafa Kemal Özçelik, Nesibe Özer'in de aralarında bulunduğu bazı isimlerin tanık olarak dinlenmesi, duruşmanın 23 Ekim'e bırakılması kararlaştırıldı.

Kaynak: AA