Darbenin 'Sivil İmamı' 17/25 Aralık'tan Sonra Kaybolmuş

FETÖ'nün finans kaynağı olduğu gerekçesiyle kayyum atanan Kaynak Holding iddianamesinde, holding çalışanlarının ifadelerine yer verildi Holding bünyesinde faaliyet gösteren bir şirkette çalışan İ.M. ifadesinde, şirket yöneticilerinden olan ve 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Akıncı Üssü'nde yakalanan 'sivil imam' Kemal Batmaz'ın ilginç bir şekilde 17/25 Aralık'tan sonra ortalıktan kaybolduğunu ve şirketteki hisselerini devredip devretmediğini de bilmediğini söyledi İ.M ifadesinde, yine darbe girişiminde Akıncı'da yakalanan örgütün sözde TSK imamı Adil Öksüz'ün, çalıştığı şirketin yöneticilerinden Mehmet Sungur'u, 23 kez ziyarete geldiğini belirtti Gizli tanık 'Duman'ın ifadesinden: 'Holdinge devlet görevlileri geleceği (kayyum atanmadan önce) zaman Fetullah Gülen'in resmi kaldırılarak Atatürk'ün resmi takılıyordu. Evraklar imha ediliyordu. Yine bilgisayarların harddiskleri özel bir ekip tarafından komple temizlendi'

Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) finans kaynağı olduğu gerekçesiyle kayyum atanan Kaynak Holding'e ilişkin hazırlanan iddianamede, holding çalışanlarından İ.M, şirket yöneticilerinden olan ve 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Akıncı Üssü'nde yakalanan ''sivil imam'' Kemal Batmaz'ın ilginç bir şekilde 17/25 Aralık'tan sonra ortalıktan kaybolduğunu belirtti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu'nca, FETÖ'nün finans merkezi olduğu gerekçesiyle kayyum atanan Kaynak Holding'in yöneticilerine yönelik, aralarında darbe girişimi sırasında Akıncı Üssü'nde olan örgütün "sivil imamları" Kemal Batmaz ve Harun Biniş ile sözde "Başyüceler Şurası Başkanı" Mustafa Özcan, eski Yönetim Kurulu Başkanı Naci Tosun'un da bulunduğu 36'sı firari, 47'si tutuklu 97 sanık hakkında hazırlanan iddianamede, tanık beyanları ile holding çalışanlarının bilgi sahibi sıfatıyla alınan ifadelerine yer verildi.

Kaynak Holding'e bağlı şirketlerden olduğu değerlendirilen Gürmed'de çalışan İ.M. ifadesinde, 2005'ten beri çalıştığı şirketin yöneticisinin Mehmet Sungur olduğunu ve bu şahsı, sonradan örgütten olduğunu anladığı birçok kişinin ziyarete geldiğini anlattı.

Mehmet Sungur'un Ankara'daki ofisine Adil Öksüz'ün 2-3 kez tek başına geldiğini, Öksüz'ün ofise geleceği zaman Sungur'un çalışanları kapıya kadar göndererek onu karşılattığını ve ofisine kadar refakat ettiklerini belirten İ.M, ''O zaman önemli bir isim olduğunu düşünürdük. Ofise girdikten sonra yanlarına başka kimseyi almadıkları için ne konuştuklarını bilmemiz mümkün değildir.'' dedi.

Öksüz'ün kayınbiraderi Abdulhadi Yıldırım'ın da şirkete gelerek Mehmet Sungur'u sık sık ziyaret ettiğini anlatan İ.M, ''Mehmet Sungur aracına çok hassas davranırdı, kendisinden başka kimseye kullandırmadığı halde Abdulhadi Yıldırım'a aracını vermesi o dönem bize enteresan gelmişti. Bir üniversite öğrencisinin şirkette patron ile baş başa sürekli görüşmesi, hatta hürmet görmesi bizim tarafımızdan normal karşılanabilir bir durum değildi.'' ifadelerini kullandı.

İ.M, 2009 ya da 2010 yıllarında 15 Temmuz darbe girişiminde Akıncı Üssü'nde yakalanan Kemal Batmaz'ın şirkete ortak olduğunu, Batmaz'ın şirkette çok aktif birisi olmadığını ve sık sık şirkete gelip gitmediğini anlatarak, şirketin İstanbul'daki toplantılarına katılan Batmaz'ın, bu toplantılarda çok pasif durduğunu, tam bir kapalı kutu olduğunu söyledi.

Şirketi aktif olarak Sungur'un yönettiğini, Kemal Batmaz'ın neden ve nasıl bu şirkete ortak yapıldığını bilmediğini anlatan İ.M, ''Kemal Batmaz ilginç bir şekilde 17/25 Aralık'dan sonra ortalıktan kayboldu. Hisselerini devredip devretmediğini ya da ne zaman devrettiğini bilmiyorum." dedi.

- "Kur'an'a el bastırarak HDP'ye oy vermesi için yemin"

İddianamede yer verilen holding çalışanlarından gizli tanık "Berrak" ifadesinde, holdingde 17-25 Aralık'tan önce toplantılarda örgüt elebaşısı Fetullah Gülen'in kitaplarının okunduğunu, sonrasında ise sohbetlerin tamamen siyasi yapıldığını anlatarak, şunları kaydetti:

''17-25 Aralık'tan sonra, özellikle seçime yakın toplantılarda Kur'an-ı Kerim'e el bastırılarak HDP'ye oy vermek üzere yemin ettirildi. Buna ben bizzat şahit oldum. A.U. isimli çalışan bu toplantıların birinde, kesinlikle HDP ya da başka partiye oy vermeyeceğini, AK Parti'ye oy vereceğini söyleyince şüpheli Süleyman Tetik isimli birim müdürü onu ayrı bir odaya götürdü. Orada HDP'ye oy vermesi için yemin ettirmek istediğinde bu şahıs kabul etmeyince bir şekilde tazminatı ödenmeden işten çıkarıldı."

- Kaynak Holding'e Karşı gazetesi

Gizli tanık "Berrak", yine 17 Aralık'tan sonra kurulan Karşı gazetesinin, holdingde bedava dağıtıldığını ve bu gazetenin çalışanlara verilerek güvenilen çevrelere dağıtmalarının istendiğini anlatarak, ''Yine 17 Aralık'tan sonraki toplantılarda nereden temin ettiklerini bilmediğim özellikle Başbakanı ve bazı siyasilerle ilgili tapeler toplantıya gelenlere dinletilirdi. Özellikle 17 Aralık'tan sonraki tape dinletme toplantılarını T.K. diye bir şahıs yapıyordu. Bildiğim kadarıyla bu şahıs Zaman gazetesinde yazı yazıyordu. Hatta bu şahıs özellikle siyasilerin kendi ellerinde yatak odası görüntülerinin dahi tüm görüntülerinin bulunduğunu söylüyordu." ifadelerini kullandı.

Aynı şekilde Kaynak Holding'in şirketlerinde özelikle 17 Aralık'tan sonra bilişim çalışanları tarafından İ.K. koordinesinde yasal olmayan dinleme için takılan tüm kayıt cihazlarının söküldüğünü anlatan tanık "Berrak", ''17 Aralık'tan sonra tüm şirketlerin güvenlik kamera sistemleri sıfırlandı. Şirketlere gelen bürokratlar ve üst düzey memurların tespit edilmemesi için bunu yaptıklarını söylediler." dedi.

Destek amacıyla birim müdürlerinin 50 bin lira, çalışanların 10 bin lira Yapı Kredi'den kredi çekerek Bank Asya'ya yatırılmasının istendiğini öne süren tanık "Berrak", Bank Asya için birim müdürlerinin kendilerini toplayarak ''Bunun hukuki olarak hiçbir sakıncasının bulunmadığı, zaten bu sürecin geçici olduğu, normalleştiğinde her şeyin yola gireceği'' yönünde açıklamalarda bulunduğunu anlattı. Tanık "Berrak", söz konusu toplantı için Yapı Kredi Bankası'nın yetkililerinin Kaynak Holding'in şirketlerine geldiğini ve kredi çekme işlemlerinin evraklarının holding şirketlerinin merkezlerinde yapıldığını iddia etti.

Tanık "Berrak", örgütün son dönemde Pak Eğitim Sendikası'nı kurduğunu anımsatarak, son zamana kadar çekirdek kadroların bu sendikaya üye yapıldığını ancak kendilerine herhangi bir baskı uygulanmadığını anlattı.

En son kayyum atanmasından bir gün önce çalışanları topladıklarını ve sendikanın öneminden bahsederek, "Eğer şirketlere kayyum atanırsa kamuoyunda sendikacılığın önünü kesiyorlar.'' diye algı oluşturmak amacıyla herkesin bu sendikaya üye olmasını istediklerini ifade eden tanık "Berrak", ''Bu konuda üye olmak için e-Devlet şifresi gerekiyordu. Toplantıda e-Devlet şifresi olmayanları toplayarak PTT'ye götürdüler, topluca e-Devlet şifresi aldılar ve bu şifreleri birim müdürleri bizzat kullanarak şahısların rızası olsun ya da olmasın Pak Eğitim Sendikası'na zorunlu üye yaptılar, dolayısıyla maaşlarımızı Bank Asya'dan aldığımız için otomatikman sistem üzerinden sendika kesintisi de yapılmış oldu." ifadesini kullandı.

Gizli tanık "Yavuz" da ifadesinde, holdinge bağlı Sürat Kargo'da çalıştığını anlatarak, 2014 yılında ''Paralel yapıya'' karşı ilk operasyonlar başladığında, özellikle Zaman gazetesi ve Samanyolu TV ile ilgili soruşturmalarda tüm Türkiye'de olduğu gibi adliyede eylemlerin yapıldığını ve şirket çalışanlarının bu eylemlere katılmasının zorunlu olduğunu kaydetti.

- "Evrakları imha etmişler"

Gizli tanık "Duman" da ifadesinde, tarihini tam olarak hatırlayamadığını ancak devlet yetkililerinin geldiği söylenerek holdingde çalışan herkesin alarma geçirildiği belirterek, şunları anlattı:

''Gelen yetkili ve görevlileri İlhan Köse karşılar, gelenleri bir müddet oyaladıktan sonra Bayram Alkan'a yönlendirirdi. Bu süre zarfında imha edilmesi gereken tüm evraklar zaten imha edilmiş oluyordu. Hatta bir seferinde Bayram Alkan'ın odasında dolabın içerisinde bulunan ve içerisinde para trafiği ile ilgili çeşitli evrak bulunan gizli çelik kasa şüpheli avukat Hürol Karadaş'ın odasına götürüldü. Özellikle 17-25 Aralık'tan sonra şirketlerde inanılmaz derecede evrak imha edildi. Bir dekont dahi çok ince parçalara ayrılarak, ayrı kağıt kutularına konuldu. Aşağı yukarı her saat olmak üzere bunlar -4. kattaki kağıt atık depolama birimine götürüldü. Özellikle baskın yapılacağını duyduklarında evrakları -4 ve -2. katlarda bulunan bölümlerde saklıyorlar, tehlike geçince tekrar bazılarını geri çıkartıyorlardı. Yine bilgisayarların harddiskleri özel bir ekip tarafından komple temizlendi. Devlet yetkilileri incelemeye geldiklerinde ise -2 de bulunan tamir bölümüne götürüyorlardı. Yine devlet görevlileri geleceği zaman Fetullah Gülen'in resmi kaldırılarak Atatürk'ün resmi takılıyordu.''
Kaynak: AA