'İslam Medeniyetini Hala Iskalıyoruz'

BİKSAD Kurucusu Hattat Hüseyin Kutlu: 'İslam, bir medeniyet sahibi dindir. Bu medeniyet günümüzde de yaşanılır, yaşatılır bir medeniyettir. Ne modası geçmiştir ne de 'Günümüzde artık bu topluma hitap etmeyen bir şeydir.' anlayışını şiddetle reddediyorum' 'Klasik sanatlarımızın esas temelini teşkil eden İslam medeniyetini hala ıskalıyoruz ve bilmiyoruz. Neler kaybettiğimizin de farkında değiliz. O bakımdan hat, tezhip, minyatür, ebru gibi sanatlarımızın bir İslam medeniyeti temeli olduğunu hatırlayıp, bu temel üzerinde bunları tasarlamak ve ona göre icrasını gerçekleştirmek gerekiyor' 'Geçmişe bağlı olmak, yıllarca ayıp sayıldı. Böyle bir mantık hatası, düşünce çarpıklığı olabilir mi? Onun için eskiyi kötüleyen, geçersiz sayan bir anlayış şablonu yerleşti kafamıza. Biz dernek olarak onun tam aksi istikamette duruyoruz. Kökümüzden asla taviz vermeyiz. Ben 2000 yıllık tarihimi bilmek isterim, bu beni güçlendirir. Onun için bizim uyguladığımız ders programları, bu gelenek vadisinde akar. Yani nereden geldiği belirsiz tarz değil, bizim takip ettiğimiz'

ÇİĞDEM ALYANAK - Bilim Kültür ve Sanat Derneği (BİKSAD) Kurucusu Hattat Hüseyin Kutlu, İslam'ın, medeniyet sahibi bir din olduğunu belirterek, 'Klasik sanatlarımızın esas temelini teşkil eden İslam medeniyetini hala ıskalıyoruz ve bilmiyoruz. Neler kaybettiğimizin de farkında değiliz. O bakımdan hat, tezhip, minyatür, ebru gibi sanatlarımızın bir İslam medeniyeti temeli olduğunu hatırlayıp, bu temel üzerinde bunları tasarlamak ve ona göre icrasını gerçekleştirmek gerekiyor.' dedi.

Hattat Kutlu, resmi olarak 2007 yılında kurulan BİKSAD'ın, yeni eğitim yılı faaliyetlerine ilişkin AA muhabirine bilgi verdi.

Derneğin kurulmasının amacının, kaybedilen kültürü, medeniyeti yeniden ve doğru şekilde anlamak, gelecek nesillere aktarmak olduğunu ifade eden Kutlu, dernekte bir hobi veya salt bir sanat faaliyeti göstermediklerini, çalışmalarının medeniyet temelli olduğunu vurguladı.

'Bugün, klasik sanatlarımızın ayakları yere basmıyor. Niçin? Çünkü klasik sanatlarımızın yükseldiği temel, İslam medeniyetidir. İslam medeniyetinin üzerinde bunlar gelişmiş, büyümüş ve bu seviyeye gelmiştir. Bugün ve 250 sene önce bütün İslam dünyası ve bizler, bu İslam medeniyetinin günümüzde geçerli olmadığını düşünerek ondan ayrıldık ve Batı uygarlığına yöneldik.' diyen Kutlu, zaman içinde toplumların yukarıdan inme emirlerle kültürlerini, medeniyetlerini değiştiremeyeceğini anladığını dile getirdi.

Bunun sosyolojik bir gerçek olduğunu aktaran Kutlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

'Çünkü toplumların tarihi akışı, asırlar boyu yüklendikleri kültür değerleri, emirle, dayatma ile değişmez. Bu sosyolojinin kuralıdır. Biz bunu anladıktan sonra geri dönüş yapar gibi bu sanatlarımızı yeniden hatırladık fakat medeniyetimizi henüz hatırlamış değiliz. Dolayısıyla bu klasik sanatlarımızın esas temelini teşkil eden İslam medeniyetini biz hala ıskalıyoruz ve bilmiyoruz. Neler kaybettiğimizin de farkında değiliz. O bakımdan hat, tezhip, minyatür, ebru gibi sanatlarımızın bir İslam medeniyeti temeli olduğunu hatırlayıp, bu temel üzerinde bunları tasarlamak ve ona göre icrasını gerçekleştirmek gerekiyor.

İnsanlar 'Hilye sahibi olmak istiyorum.' diyor. Bunu salonuna veya ofisine asıyor. 'Okuyabiliyor musun?', 'Okuyamıyorum.' diyor. 'Peki ne anlatıyor?', 'Dekoratif olarak hoşuma gidiyor.' diyor. Bu, bülbülü eti için yemeğe benzer. Bunun içinde o kadar anlamlı şeyler, öyle hatıralar var ki. Bunların hiçbirini hatırlamadan ıskalayarak, sadece dekoratif olarak evinde veya bürosunda bulunduran insan, bunun dayandığı medeniyeti hiç bilmiyor demektir. Bunu çok önemsiyoruz.'

- 'Bu medeniyet günümüzde de yaşanılır'

İnkar edilen bu İslam medeniyetinin, bir arkeoloğun kayıp şehirleri kazıyla bulup çıkarması gibi yeniden keşfedilmesi ve anlaşılması gerektiğini vurgulayan Kutlu, 'İslam, bir medeniyet sahibi dindir. Bu medeniyet günümüzde de yaşanılır, yaşatılır bir medeniyettir. Ne modası geçmiştir ne de 'Günümüzde artık bu topluma hitap etmeyen bir şeydir.' anlayışını şiddetle reddediyorum. Çeşitli vesilelerle bunu anlatmaya ve tanıtmaya çalışıyoruz. Derneğimizin, gayesi, vizyonu bu.' dedi.

Bu gaye ve hedefi benimsemiş herkese derneğin açık olduğunu anlatan Kutlu, şunları kaydetti:

'Yaş sınırımız, cinsiyet, din, anlayış, siyaset, parti ayrımımız yok. 2000 yılından beri yürüttüğümüz sanat faaliyetlerinin yıllık talibi 900 civarında. Hat, tezhip, minyatür, ebru, Osmanlı Türkçesi, ney, tambur ve klasik kemençe dallarında bu sahada kendisini ispat etmiş hocalar tarafından, kendi geleneğimize uygun eğitimler veriliyor dernek bünyesinde. Çünkü biz geçmişini inkar eden değil, geçmişine kuvvetle oturmuş bir medeniyete bağlıyız.

Geçmişe bağlı olmak, yıllarca ayıp sayıldı. Böyle bir mantık hatası, düşünce çarpıklığı olabilir mi? Onun için eskiyi kötüleyen, geçersiz sayan bir anlayış şablonu yerleşti kafamıza. Biz dernek olarak onun tam aksi istikamette duruyoruz. Kökümüzden asla taviz vermeyiz. Ben 2000 yıllık tarihimi bilmek isterim, bu beni güçlendirir. Onun için bizim uyguladığımız ders programları, bu gelenek vadisinde akar. Yani nereden geldiği belirsiz tarz değil, bizim takip ettiğimiz.'

- Hedef enstitü...

Hattat Hüseyin Kutlu, derneğin yeni eğitim yılı kurs kayıtlarının devam ettiğini anlatarak, 10'ar kişilik sınıflarda derslerin yapılacağını söyledi.

Kutlu, derneği ilerleyen süreçte enstitüye dönüştürmeyi düşündüklerini, bunun ihtiyaç duyulması halinde hayata geçirileceğini dile getirdi.

Derneğin binasında yapım çalışmaları devam eden kültür ve sanat bahçesine ilişkin de bilgi veren hattat Kutlu, 'Bahçeden içeri giren bir kişiye sanki boyut değiştiriyormuş gibi medeniyet ve kültür dünyamızı acaba burada hissettirebilir miyiz? Burada kaldığı sürece kendisini öyle bir ortamda hisseder mi? Bunları düşünerek böyle bir proje hazırladık. Medeniyet, kültür, sanat denilen şeyler, tattırmak ve tatmakla olur. Bu da belli bir ortam istiyor.' diye konuştu.

Bahçede havuzların yer aldığını belirten Kutlu, şunları anlattı:

'Bizim bir su medeniyetimizin olduğunu insanlara hissettirmek istiyoruz. Su bizde medeniyete dönüşmüş. Parklar, bahçeler neye göre yapılıyor? Fransız modeli, Hollanda modeli gibi... Osmanlı'nın yok mu böyle bir şeyi? Senin ecdadın hiç bahçe bilmiyor muydu? Esas biz biliyorduk onu. Ama bu nesil onu dahi unuttu. Burada Endülüs ve Osmanlı bahçe düzeni nasıl olur bunu anlatmaya çalıştık.

Es çizerek çiçek bahçesi oluşturmuşlar. Soruyorsunuz bu ne anlam ifade ediyor? 'Öylesine, hoşumuza gidiyor.' Gel bize sor, dört köşe. Niye? Çünkü buna çar-bağ denir. Çar-bağ dört büyük halifeyi temsil eder. Şuraya servi diktin niye? 'İyi görünüyor.' Gel bize sor niye bu kalem servileri diktiniz? Çünkü kalem servi Elif'i temsil eder. Elif, İsm-i Celal'i temsil eder. Bütün kainatı yaratan Allah'ı hatırlatır. Yani bir olmayı, birde buluşmayı anlatır. Bahçede 33 servi var. Niye 33 tespih adedidir. 3 tanesi 99 yapar. Bu, Esmaül Hüsna'nın karşılığıdır.'

Bahçede ayrıca çadır kültürünü de yansıtmak amacıyla lale, gül ve sümbül çadırlarının kurulacağını belirten Kutlu, ayrıca Osmanlı mutfağı ile şerbethanenin bulunduğu iki ayrı bölümün ve kuş sarayının da yer alacağını söyledi.

Kutlu, okul çağındaki öğrencilerin bu bahçede bitkileri, hayvanları yakından görme fırsatı bulurken, ecdadının bunlara ne anlamlar yüklendiğini öğreneceğini belirtti.

Kaynak: AA