Ankara'dan Tel Aviv'e: Özür insani-siyasi diye ayrılamaz

Yangın yardımlaşmasının İsrail'de, Türkiye'yle ilişkileri düzeltme fırsatı olarak görülmesini dikkatle izleyen Ankara, yanlış bir adımın aralanmış kapıyı yine kapatacağı inancında.


İsrail’deki orman yangınına Türkiye’nin de yardım eli uzatmasının ardından iki ülke arasında Mavi Marmara felaketi ardından dibe vurmuş siyasi ilişkilerde bir normalleşme kapısı aralandığını dün duyurmuştuk.
Başbakan Tayyip Erdoğan’a sembolik önemi, sağladığı yararın ötesinde iki yangın söndürme uçağı göndermiş olmasından dolayı teşekkür telefonu açan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, bu görüşmede önümüzdeki günlerde iki ülke ilişkileri üzerine bazı öneriler getirebileceğini söylemişti. Telefon görüşmesi ardından Netanyahu İsrail medyasına yangın işbirliğinin “ilişkilerin gelişmesi için kapıyı aralayacağından emin olduğu” ve “İsrail’in Türkiye’ye minnettarlığını göstermesi için bir yol bulacağını” söylemişti.
Başbakan Tayyip Erdoğan, kendiliğinden başlayan bu dolaylı diplomaside pozisyonunu, Türkiye’nin talebi olan özür ve tazminatın halledilmesi durumunda ilişkilerin olumlu gelişebileceği şeklinde açıklamıştı; yani kapı her iki taraftan da aralanmıştı.
İsrail’in bu aralanmış kapıdan Türkiye’ye nasıl bir paketle geçip geleceği üzerine yaptığımız araştırma, İsrail’in bir formül üzerinde çalıştığını ortaya çıkarmıştı.
Bu formülün çekirdeğini Türkiye’den Mavi Marmara nedeniyle dilenecek özrün “hukuki ve siyasi” olmayıp, “insani” boyutta olması, ancak mağdurlara tazminat ödenmesini içermesi oluşturuyordu.
Dün Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Bahreyn’de Türkiye’nin insani bir konu söz konusu olduğunda diğer bütün konuları bir yana bıraktığını vurgulayarak aslında siyasi alanda İsrail’den bir hamle gelecekse bunun dikkate alınacağını dolaylı olarak söylemiş oldu. 

‘Özür özürdür’
İsrail’in atacağı muhtemel adımlar ve söz konusu “insani özür” formülü üzerine üst düzey bir yetkili tarafından dün Radikal’e iletilen Ankara’nın tutumu ise aynen şöyle:
“İnsani bir meselede, insani bir tutumun İsrail’de yarattığı olumlu atmosfer, Ankara’da da dikkatle takip edilmektedir.Özür bizce insani, siyasi diye ayrılamaz. Özrün hukukisi, siyasisi, insanisi olmaz; özür özürdür. Özür bir eylemle ilgili pişmanlık ifadesidir. Tazminatla birlikte gerçekleşmesi de hukuki sonuç doğurur. Uluslararası hukuk da esas olarak bu gibi durumlarda böyle bir mekanizma öngörmüştür.”
Bu açıklamanın meali şöyle:
Ankara, orman yangını yardımlaşmasıyla İsrail’de Türkiye’yle ilişkileri normalleşmesi fırsatı doğduğu algılamasını izlemeye aldı; kapı aralandı.
Ancak bu kapıdan geçmesi gereken, adım atması gereken İsrail.
Türkiye bu adımın doğru atılmasını istiyor. İsrail’in, özrü sulandıracak bir hamlenin aralanmış olan kapıyı yeniden kapatacağını bilmesini istiyor.
Sizce de ilginç bir diplomatik satranca tanık olmuyor muyuz?

WikiLeaks daha çok su kaldırır
WikiLeaks sitesi önceki gün ABD kaynaklı olarak çökertilince herhalde Türkiye’dekiler dâhil dünyanın pek çok ülkesinde yönetimde olan isimler rahat bir nefes aldı. Öyle ya Amerikalı diplomatların kendileri hakkında ne düşündükleri, yüzlerine gülüp, ellerini sıkıp, onları büyükelçiliklerinde başköşede ağırlarken aslında haklarında ne düşündükleri ortaya çıkmayacaktı.
Ama bu kısa sürdü. WikiLeaks, birkaç saat sonra birkaç kanalda birden yeniden ortalığa belge saçmaya başladı. Örneğin bu yazıyı yazarken ortalığa saçılan bir başka Amerikan belgesinde İspanya Başbakanı Jose Maria Aznar’ın Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ‘Medeniyetler İttifakı’ projesine ‘inandığı için değil, AB’ye giriş için faydalı olabilir’ düşüncesiyle katıldığı yolundaki iddiası yazılıydı. Yani sadece Amerikalıların bakışı değil, liderlerin birbirlerine ilişkin görüşleri de Amerikan belgeleriyle ortaya dökülüyor.
Yani ortaya, aklımıza hiç gelmeyecek konularda daha çok belge dökülebilir, WikiLeaks pilavı daha çok su kaldırır.
Benim anlamadığım bir şey var: Başbakan Tayyip Erdoğan, her defasında CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’ndan yeni bir laf işitmek için mi İsviçre Bankası’nda hesap, iddiasını (ya da iftirasını) açıp duruyor?
Anlamadığım bir konu daha var. Erdoğan dün rektörlerle konuşurken dışarıda protesto etmek isteyen öğrencilere izin verilseydi, protesto polis tarafından engellenmiş olduğu şimdiki halinden daha mı çok etkili olacaktı? Yoksa polis engellemesi mi protestoyu daha gösterişli kıldı? Polis tarihten hiç ders çıkarmaz mı?